HİNDİSTAN’DAN BİR HİKAYE

Denizci olan herkesin yolu Hindistan’dan geçmiştir. Çünkü dünya ticaretinde önemli bir yer tutar burası. Yıllardan 2007 bizimde yolumuz MORMUGAO ya düştü. Sıcak bir yolculuktan sonra DUBAİ-HİNDİSTAN arası seferimiz tamamladık ve MORMUGAO’ya vardık. Buradan alacağımız kargoyu limana yanaşmadan alacaktık. Gemimiz limana göre büyük olduğundan kıyıya yanaşamayacak, denizin ortasında bekleyecekti. Arada küçük gemiler bize kıyıdaki yükü taşıyacaktı. Planlamalara göre yaklaşık 12 gün burada kalacaktık . Eee biz denizciydik gittiğimiz yerde gezmemiz gerekliydi. Bizi gün içinde sabah gidiş  akşam dönüş olacak şekilde günde bir kere kıyıya taşıyacak bir bot servisi bulunuyordu. Gemimiz kıyıya uzak olduğundan bu bot seferleri epey pahalıydı bu yüzden günde bir kereydi. Bir sonraki gün sabah için kıyıya gidip şehri gezme planları yaptık.

Sabah bota bindik. Bottaki, arkadaş bizi çok sıcak karşıladı.Üstüne baharat kokusu sinmiş tipik bir Hintliydi. Hindistana giden birinin aklında ilk kalacak şey , havada sürekli yanmmış baharat kokusu gibi bir koku olmasıdır. Kıyıya yaklaştıkça yeni bir şehri gezecek olmanın heyecanı artıyordu. Acaba Hintliler nasıl yaşıyordu. Burası aynı anlatıldığı gibiydi. Bir amca uzanmış ağacın altına yatıyordu. İnsanların yarısının ayağında yırtık pırtık terlikler diğer yarısının ayağıda çıplaktı. Bu ayağı çıplakların çoğu fakirlikten değil , ihtiyaç duymamaktan ayakkabı giymeyenlerdi. Biraz şehir merkezini dolaştıktan sonra çokta keşfedebileceğimiz bir yeri olmadığına karar verdik. Bu gibi durumlarda denizcilerin 3 planı olur;

1- İnternet cafe’ye gidip Türkiye’den haber almak. Biraz insanlarla iletişime geçmek.

2- Plaj varsa plaja gidip şölyle bir keyif yapmak.

3- ??? burda anlatılmaz.

Biz 1.yi seçerek bari biraz keyif yapalım dedik. Bir taksici çeviripbizi en yakın plaja götürmesini istedik. En yakın plaj yarım saat uzaktaydı. Tabiki hemen pazarlık yaptık, Pazarlıktaki ana madelerden biri de klima açılıp açılmamasıydı. Klima açmak için bizden exstra para istiyordu. Açmamanın delilik olacağını bildiğimizden adamın blöfünü yiyerek kabul ettik ücreti. Gidiş yolculuğu çok heyecanlı geçmedi. Yollar gidiş- gelişli , virajlı ve çoğu toprak olan yollardı. Araçlarda öyle traffik kurallarına uyma gibi bir dert olmadığı ilk dakikadan belliydi. Yarım ssaat sonra vardık plaja. Doğru seçim yapmıştık buraya gelmekle. Şehrin gençliği burada takılıyordu. Hemen bir şezlong seçip oturduk. Buz gibi biralarımızda gelince işte keyif başlamıştı. yaklaşık 3 saat sohbet muhabbet , yüzme derken zamanımız azalmaya başlamıştı. Servis saatimize bir saat kala dönüşe geçmeye karar verdik. Taksilerin beklediği yere doğru ilerledik. Buradaki taksiler bizim küçük sucu minibüslerindendi. Taksicilerden biriyle anlaştık tam yola çıkacakken hemen yanda internet cafe gördük. 1 saatimiz vardı bot için yolumuz yarım saatti, yani yarım saate yakın internet için vaktimiz vardı. İnternet cafeye girdik oturduk bilgisayarların başına. Daldık gittik, tabi özlemişiz arkadaşlarımızı dostlarımızı. Aramızdan birisi ilk saatte baktığında attığı çığlıkla birlikte gerilim müziği başlamıştı bizim filmde. 20 dakika kalmıştı servise bizim yol yarım saatti. Parayı ödeyip çıktık hemen . Gittik taksicinin yanına ve 20 dakikamız kaldığını söyledik. Taksici 20 dakikada o yolu gidemeyeceğini söyleyince beynimizden vurulmuşa döndük. Birşeyler yapabilecek birileri olmalıydı. Telefonumuz olsa bile ne geminin neden botçunun numarası yoktu yanımızda. Ama henüz herşey bitmemişti. Taksici kendinin yetiştiremeyeceğini ama bizi yetiştirebilecek birini tanıdığını söyledi ve telefona sarıldı. Yanımıza tam gazla aynı taksinin modifiye edilmiş hali, dışında renkli şimşekler, üzerinde parlak boyalar olan bir versiyonu geldi. Kapısı açıp hemen bindik. Aracın içi mor ışıklıydı. Koltuklar renkli kaplamalarla kaplanmıştı.R&B çalıyordu içeride sonses. Şöförde bu konsepte uymuştu. Sİmsiyah gözlükler, düğmeleri açık hawaii gömleği. Ve bastı gaza. Daha ilk 100 metrede bu adama ,inanmıştık. Virajlarda gaz kesmiyordu, önde araba varsa direk sollamaya giriyor karşıdan araba gelse bile iki arabanın arasından geçiyordu. Tam bir çılgındı. Neden “bizi yetiştirebilecek bir kişi” olduğunu anlamıştık. O kişi bu kişiydi. Bir aksiyon filminin son sahnesindeydik,

Olması gereken gibi bitti film mutlu son. Evet , bizi yetiştirmişti sağolsun kahramanımız, ekstra ücret bişeyde almadı bizden, ona olan minnettarlığımız gözlerimizden okunuyordu. Vedalaştık teşekkür ettik. kahramanımıza. Arkasını döndü ve arabasına bindi, gaza basarken ” daha kurtaracağım çok insan var” dermiş gibiydi.