DATÇA’NIN YANLIZLIĞI İLE BAŞBAŞA


Gemi kaptanı olduğumu daha önce söylemediysem burdada paylaşmak isterim.

2012 yazı için balayı planlarıma start verdiğimde tabiki ilk gözdem yurt dışı tatilleri oldu. Her işi araştırmayı sevdiğim gibi bu işede tam gaz araştırmayla başladım. Beni en çok cezbeden Amerikanın batı sahilleri , yani California eyaletine bağlı Los angeles , San Francisco sahilleri oldu. 15 günlük planımı gün gün saat saat yapmıştım. Long Beach’lerde denize girecek , LA gecelerinde kendimi kaybedecektim, üstü açık mustang ile sefam olsun turları atacaktım. Tabiki önümde küçücük bir engel vardı. Henüz vize almamıştım. Vize hakkında bilgiyi daha sonra kısaca anlatacağım bu kısmı atlayarak tatile gelelim.

Hayaller Los Angeles , hayatlar Datça...

Vizemde sıkıntı çıkınca vurduk kendimizi Yurdumun güzel yollarına. Marmaris Datça , Fethiye gezelimde gezelim dedik artık. Ben bu gezinin Datça kısmını bu yazıda paylaşacağım.

Datça , komşusu Marmaris gibi daha çok yabancı türiste hitap eden bir yer değil. Küçük bir çarşısı , sınırlı sayıda barı, diskosu , çok güzel olmayan denizi ile vasat bir tatil yeri gibi görünsede asıl atıl kalmış bölümünde cennetin yattığını keşfetmiş olmanın mutluluğu paha biçilmez.

Datçada bir otelde kalmaya karar verdik, öyle yıldızlı falan olmasada olur dedikten sonra , “ya bi kaç tanede olsa yıldız olsaymış keşke” diyeceğimiz bir otel/pansiyonda bulduk kendimizi. İlk gün keşfinde pek bir numarası olmadığını düşündürdü bize Datça. 2.gün artık burda kalmanın bir manası yok gibiydi, yinede kısaca bir araştırma yapalım dedik. Kaptan olmamdan kaynaklanan harita merakı, bize Datçanın cennet köşelerine seyehat şansı verdi. Haritada Datça yarım adasının batısındada koylar olduğunu görünce bir sonraki gün planını buralara gitmek olarak belirledik.

knidos-yol-haritasi

İkinci gün sabahında aracımızla yola çıktık. Gidiş geliş tek şeritli , bakımsız köy yollarıydı. Dağlara tırmanmalar, uçurumlar, toz duman derken , yakında olan bir koy seçtik kendimize. Kızılbük denilen yere doğru devam ederken yolun kenarında bal satan amcalarda bize “nereye gidiyonuz lan orda bişey yok “dermiş gibi bakıyordu.Yaklaşık 20 dakikalık yolculuktan sonra Kızılbük’e vardığımızda bir yükseltiyle bölünmüş iki adet kısa plajla karşılaştık. Plajlarda birer tane hizmet tesisi bulunuyordu. Birine girdik çokta bir beklentimiz olmadan. Sahile doğru yürüdükçe denizin ahengi vucudumuzu sarmaya başladı adeta. Havlularımızı bir kenara atıp denize atlamaktı ilk işimiz. Bu deniz başka bir denizdi, Datça denildiğinde , daha önce gitmeyenlerin içinde hissettiği o ferahlığı, duygusallığı asıl şimdi yaşamaya başlamıştık. Temizliği, rengi, değildi harika olan başka bir şeydi bize bu hissi veren, o ıssızlığıydı , tekliğiydi aslında.

Güzelce deniz sefamızı çektikten sonra karnımızada gelmişti sıra. Normalin 2 katı fiyatlara yediğimiz balığamı, Arı istilasından yediğimizden bişey anlamamamıza mı yansak derken kendimizi dönüş yolunda bulduk. Datça’ya dair pozitif bir bakış oluşmaya başlamıştı artık. Üçüncü gün için biraz daha ilerde bulunan Palamüt büküne gitmeye karar kıldık.

Gene yola düştük sabah. Yarım saat kadar bir yolculuktan sonra Palamüt büküne vardık. Uzun bir plaja sahipti. Denizi gene çok güzeldi. Küçük bir kasaba gibiydi burası. Pansiyonlar bulunuyordu 20-25 tane kadar. O Hissettiğimiz yanlızlık havasını burda hissedemediğimizden dolayı güzel ama çokta farkı olmayan bir yer olarak kaldı Palamut bükü aklımızda. Geç olmadan 15 dakika kadar uzakta bulunan Knidos antik kentine gitmeye karar verdik. Kavurucu sıcakta bu eşsiz antik kenti gezmek çok yorucu olsada havası bambaşkaydı. İlk defa bir tarihi mekanda kendimi oranın havasına sokabildim. Yine aynı nedendi beni etkileyen. Şehirden uzak tarihle başbaşa bırakılmış bir yer.  Geri dönüş yolu gene çekilmez ama güzel yerleri keşfetmenin mutluluğuyla geçti.

knidos

Son günümüz içinde Ova büküne gitmeye karar verdik. Sabah sabah çıktık yola , yollar daha basitti artık. Ezbere gidiyordu benim comrade. Ova büküne vardık orta uzunlukta tek bir sahili, Sahile paralel yaklaşık 10 adet pansiyon bulunuyordu. Ama Datçanın havasını solumanın tam yeri burasıydı işte. Hİç kalabalık yok tertemiz bir deniz. Harika bir kumsal. Geceyide burda geçirmeye karar verdik. Hemen bir pansiyona girdik sonra denize. Adeta zaman durmuştu, sadece deniz ve biz vardık. Datçayla başbaşa olmak mükemmel bir duyguydu. Hava kararmaya başladığında pansiyonun restourantında güzel bir yemek yedik. Daha sonra tekrar sahilde bulduk kendimizi. Hani şezlongda uzanmış yıldızları izleme klişisi vardır ya, eğer bunu ovabükünde yapmadıydsanız gerçekten bunu yaşamış sayılmazsınız. Yıldızlar yanlız , hava yalnız, deniz yalnız, biz yalnızdık. Sanki bizdik o gecenin hakimi. Şehir bizi yönlendirmiyordu yollar bir yere gitmiyordu. Bizden önce kimse gelmemşiti buraya. O anı sahiplenmeyi çok iyi bildik.

Sabah uyandık ve kendimizi dönüş yolunda bulduk . Marmarise doğru gidiyorduk ama Datça’yı yaşamış olmanın mutluluğu paha
biçilmezdi.